|
Bilmiyorduk.
Hayal meyal tahmin edebiliyorduk geleceğini. Umuyorduk. Ama bu kadarını değil..
Küçük, beyaz fotokopi kâğıtlarına basılmış acenda formatındaki ilk örneklerini tarifsiz bir gururla dağıttığımız günler, tam yedi koca, koskoca yıl öncesiydi.
İlk farkına varıp tebrik eden ve yardım talebinde bulunanlar Boğaz Komutanlığı ve Emniyet Müdürlüğü olmuştu. Bu durumun ve taşranın kodlarını çözmemiz yıllarımızı aldı. Ülkemizde militer kurumlarımız bile sivilleşirken sivil toplumuz militarizmi kurumlardan daha hevesli taşırmış meğer. En sivil kurumumuz olan (ya da olması gereken) güzide üniversitemizde bile yapılanmadaki hiyerarşinin kırk yıl bilime hizmet etmiş (?) profesörleri ne hale getirdiğini görmenin şoku hala üzerimizde.
Her şey dün gibi..
Artık valilik binasından polis zoruyla atılmıyoruz. Her ne kadar ilişkimiz henüz oturmamışsa da basın bürosu ile tanışıyoruz. Dahası; valilik yaptığımız işin, amacımızın, değerlerimizin kurum olarak arkasında.
Darısı daha “sivil” kurumlarımızın da başına..
Belediye zabıtaları “işletme belgesi yok!” bahanesiyle ofisimizi mühürlemeye de gelmiyorlar. Aylık program yapmalarını, tüm basını haberdar etmelerini, bu kentin insanlarına (yarım yamalak da olsa) kültür/sanat hizmetleri sunacaklarını ve duyuracaklarını (!) hayal eden var mıydı? Gerçi hala eldeki malzemeden devşirilen bir sorumlunun yarım yamalak ve ortaokul Türkçesiyle sunduğu etkinlikleri basılır hale getirmek epey zaman alıyor ama olsun, belediyemiz de çok değişti canım.
Nerde o eski belediye?
ÇOMÜ’nün kentle ilişkisi pek umut verici sayılmaz. Başından da belliydi aslında. Halen esnaf lokantası tadında bir ciddiyetle “adamına göre liyakat esasıyla” personeli oluşturulmuş, bakkal ölçekli vizyonlarla yönetilen “oturmamış/oturamamış” basın bürosu, rektörlük binasında, yetkisi bol gelmiş, içine doğduğu kültürle gerekçelendirilen, yöneticilerinin yanında bile neredeyse ısıracak güvenlik yönetimi, yıllardır işlev kazanamamış etkinlik takvimi, bölüm bazında atanmalarına rağmen koordine olamayan basın koordinatörleri falan, filan..
Tabii apar topar kariyeri “eline tutuşturulan” yeni rektörümüzün akademisyen kimliğiyle - tecrübesizlikten olsa gerek - yüzüne gözüne bulaştırarak giriştiği siyasi kariyer hamlelerinin etiği gözden kaçmak öyle dursun, gün aşırı gözümüze sokuluyor. Her ne kadar siyasetten medet ummadığını defaten belirtmiş / belirttirmişse de, hemen her aksiyonunun “güdümlü” bir siyasetle birebir örtüşmesi, ..
Zira; alenen hükümet demeçlerini cilalayan ortalama köşe yazılarını ve siyasal duruşunu (!?!) bizzat kurumun basın bürosu üzerinden yayması, yine akademisyenlerden oluşan künyesiz, iletişime kapalı, yasal olmayan bir web sitesi üzerinden “hakkında ve çizgisinde” avukatlık yapan yazılara “üç maymunu” oynaması, üniversite kurumunun eleştirel olma vasfını yitirmesi, açıktan açığa siyasi partiye dönüşmesi, kurumsal imajının yerlerde sürünmesine neden olan yeni jenerasyon akademi ahlakı, yerel basınla anlaşılamayan ilişkileri, randevu bile alamayan uzman kadroların şaşkınlıkları ve burada yazılamayacak kadar sığ kurum içi çekişmeler..
Kendisini kentte, görevinin başından çok TRT de görme şansına nail olabildiğimiz, ulaşamadığımız rektörümüzün görev yerinin neden ÇOMÜ olduğu halen bir muamma. Neden TRT den bir uzmanı rektör olarak atamadılar da güzide rektörümüzü TRT ye uzman olarak atadılar hayret.
Yoksa üniversiteler TRT ye mi bağlandı..?
Bu arada; yerel sermaye/üniversite ilişkilerinin vebal personelleri de jandarma zoruyla okuldan attırmaya cesaret edemiyorlar artık. Yerlerindeler. Ama kısmen daha mesafeli ve terbiyeliler.
Neyse ki..
Belki de bu yazının yeri burası değil..
Yıllardır her yöneticisine neredeyse yalvardığımız; gazetemizin her akademisyene ve öğrenciye ulaştırılması talebinin “ne alakası var? biz tavuk üretme çiftliğiyiz..” tadında karşılanması halen algılamayı reddettiğimiz ÇOMÜ klasiklerinden.
Her yanından kurumsallaşamamışlık akan güzide akademimizde gelen gideni aratıyor. Ama olsun. Nasılsa ileride Harward, Cambridge olacak ÇOMÜmüz.
“İnşallah..”
Bu gün;
Valilik, belediye, ÇOMÜ, STKlar, TSO, ÇASİAD gibi lokomotif kurumlar, eskisi gibi etkili, yetkili ve sorumsuz yöneticilerin ödünsüz hükümranlıklarından, keyfi ve kişisel uygulamalarından terfi edip varoluş nedenleri gereği ilişkilendikleri soyut / somut değerlerden toplumu da haberdar etmenin görevleri olduğunu idrak ettiler. Şimdi hepsi web siteleri aracılığıyla harıl harıl basın bildirileri geçiyorlar.
Pek istekli olmasalar da..
Nihayet;
Kentte pek çok insan afili kurumlarımızın adreslerini, mahiyetlerini, üretimlerini, etkilerini, katkılarını biliyor, izliyor. Yüz binin üzerindeki nüfusun kent yaşamındaki mülteci hayatı dönemi yerini; izleyen, katılan, üreten genç ve dinamik oluşumlarla hayata iştirak eden bir nüfusa bıraktı. Korolar, müzik grupları, doğa ve yürüyüş grupları, platformlar, inisiyatifler, şiir-edebiyat grupları, kurslar, eğitimler, etkinlikler, yeni matbu/dijital yayınlar, birbiri ardına açılan web siteleri, kültür&sanat sekmeleri, yerel basında orta okul seviyesinden lise seviyesine terfi eden yazı dili..
Yeni nesil birkaç kişi haricinde, en önemli sermayesi bu kentin kültürü olan, ama bunu yok sayıp acınası bir bilinç ve bakkal mantığıyla para kazanmaya çalışan turizm / otelcilerimizi anmadan geçmemek lazım. İlgili kurumların durumu ortadayken aynı gemide olup da durumunun farkında olmayan, bir araya gelip kollektif bir iş üretemeyen ve lidersiz kalmış kabile üyeleri gibi mevcut durumu çekip çevirecek birini bekleyen cevval şahsiyetlerimize mesleki eğitim / inovasyon şart gibi duruyor. Belki de ÇOMÜ, bu şahsiyetlere özel sınıf açmalı. Ama çok da uzun olmayan bir zaman önce iş adamlarımıza bol kepçe dağıtılan akademik unvanlar gibi değil.
Gerçekten öğrensinler diye..
2005 teki Çanakkale’yi hatırlayanlar; sadece son üç beş yılda Çanakkale’nin kurumları, halkı, öğrencisi, konukları ile çağdaş bir toplumsal iletişim örneği olarak hemen her vatandaşının topluluğu ve topluluğun neresinde olduğunu tanımlayabilir bir kentte yaşadığının, bu durumun bu ülkede hiçbir yerde olmadığının ve ülke standartlarını ne kadar aştığının farkında mısınız?
Değişimin farkında mısınız..?
Çanakkale, yüz yıllardan miras cemaat kültürü tortularına rağmen akreple yelkovanın dayatmalarına direnemiyor. Artık koskoca bir dünyanın aldığı her nefes, internetle, basınla, tanık olmuşlarla kentin asırlık ezberlerini bozuyor. Hem kel hem de fodul yöneticilerin minareleri çuvallara sığmıyor. Genci yaşlısı herkes talep ediyor, eleştiriyor. Koca koca yağlı projeler gürültüyle kent gündeminde yer ederken kentin doğru dürüst bir konser/tiyatro salonunun olmayışı ısrarla toplumun gözünden kaçırılmaya çalışılıyor. Kısa vadeli rantlara peşkeş çekilen kentin uygar geleceği, kentin en kalabalık kamusal alanlarında birbirlerine söven, saldıran gençlerle bizlere çağrı yapıyor. Bir yanda çocuklarımızın, onlara bırakılacak kentin sosyal/kültürel iklimi, önümüzdeki on, yirmi, elli yıl sonrası, diğer yanda günlük çıkarlar, yağlı ihale kurnazlıkları.
Seçin..
On yıllardır şu ya da bu şekilde dayatılan köhne kasaba hayatı kimseyi tatmin etmiyor. Çoğulculuğun ve demokratik ilişkilerin yeterince tecrübe edilemediği ülkemizde, cehaletten ve hırslardan sıyrılıp “birlikte, barışla yaşam” kültürü “dünya kenti/dünya üniversitesi” palavralarıyla örtüşmüyor, kimse de ciddiye almıyor. Hele hele kentin meydanında bile doğru dürüst temiz bir tuvalet yapamayan mühim şahsiyetlerin trajikomik turizm nutukları..
Alınacak gibi de değil zaten..
Artık bu kent, bu ülke, hatta bu dünya, gerçek rantın insana ve doğaya yapılacak yatırımlarda yattığını algılayabilecek düzeyde toplumlar ve yöneticilerin yeri. İnsan ruhunun en zarif kıvrımlarından süzülen sanatın ve estetiğin, sokağa taşan gelişmiş toplumlara özgü değerlere, katılımcılığa, çoğulculuğa, çok sesliliğe, hoşgörüye, barışa olan açlığımıza derman olacağı az çok herkesin malumudur.
Tüm bunlarla birlikte; üretim ve dağıtım sürecinde bize, yaşadığı kente ve insanına hiçbir karşılık beklemeksizin (İstanbul Kültür Üniversitesinden Öğr. Gör. Ayşe Güvenir Çanakkale özelinde ülkesine hizmeti amaçlar) destek olan ismini sayamayacağımız kadar çok değerli insanın, herkesin bildiği sürekli sponsorlarımızın, bize logolarını bastırarak destek oluyor görüntüsü verip tam yedi yıldır değişmeksizin aynı kalan 100 TL sponsor desteğinin üzerine yatıp var olma çabamızı kamçılayan, isimleri bizde saklı turizmcisinden sanayicisine kimi iş (!) adamlarımızı da anmayı, Çanakkale’ye borç biliriz.
Kent-Kültür
|