|
Çok değil, üç beş sene öncesine kadar kimsenin kentin kurumsal işleyişinden haberdar olmadığı, hayata iştirak edemediği, fikir üretemediği ve fikrini ifade 
edemediği kerameti kendinden menkul bir kasaba yaşamı vardı. Üç beş kişinin egemenliğine terk edilmiş kurumlar çayıra salınmış, mevlanın kayırmasına bırakılmış gibiydi. Hoş kimsenin de bir şikâyeti yoktu bu durumdan. Çünkü alternatifi olabileceği fikri yoktu.
Böyle gelmişti, gidiyordu da..
Hasbelkader edinilen bir koltuk, bir sandalye, bir de telefon sahibi herkes içişleri bakanıydı. Mühimdi, önemliydi. “Yarın bu topluma ne vereceksiniz..?” diye sorduğumuzda yaşadıkları şok yüzyılların ezberine ters düştüğümüzdendi. Ama zamanla ezberler bozuldu. Etkili, yetkili ve sorumsuz makam alışkanlığı yerini şeffaf, hesap verebilir ve sorumlu kurumsal anlayışa terk ediyor. Oldukça yavaş tabii.
Ama zaman kudretli, zaman hırçın..
Şimdi pek çoğu sorumluluğunun hatırlatılmasından, vurgulanmasından, dahası dayatılmasından rahatsız. Tribünlerin sahaya inmesinin verdiği bir huzursuzluk var. kent içi iletişimin gelişmesi, zorla da olsa çoğulculuğun dayatılması koltukların konforundan çalıyor. Sıkıntı had safhada. Yılların tiyatrosu çatırdıyor.
Olması gerektiği gibi..
Bu yüzdendir çilemiz. Bu yüzdendir etkili, yetkili ama sorumsuz mercilerin huzursuzluğu.
Bu yüzdendir herkesin kendisine padişah payesi biçip işlevsiz varlıklarını içi boş
eleştirilerle, sahte büyüklenmelerle yamamaya çalışması. Mantık ve muhakemeden yoksun, ne kadar farklı değerlerden duruş aldığımızın farkındalıksızlığı, üsluptan yoksun üslup eleştirileri, usul / adap uyarılarından medet ummalar, yargılayarak konumlanmaya, saklanmaya çalışmalar. Takkeler düştü artık.
Meğer herkes kelmiş..
Olsun. Biz süreci az çok okuyabiliyoruz;
Çanakkale değişiyor. Çünkü Türkiye değişiyor. Çünkü dünya değişiyor..
Çanakkale Turizme açılıyor..(!?!)
Son derece önemli bir kültürel değişme, kırılma sürecinin arifesi gibi duruyor gelişmeler. “Gibi” duruyor; çünkü pek değil gibi de..
Turizm zirvesinde gördük ki herkesin pek çok fikri ve projesi var. Alt yapı çalışmaları epey yol almış. Lakin kimse üst yapıya dair hazırlık yapmamış. Kimse planlamanın toplumu da dahil etmeden yapılamayacağından, bu işin kolektif çabayla, katılımcı ve dayanışmacı yaklaşımlarla mümkün olduğunu, zikretmedi. Kimse birlikte bir şeyler yapalım demedi. Herkes önerilerini devlete yaptı. Yani kafalar değişmedi..
Kentin turizmcilerinin de turizm anlayışı diğer yaklaşımlardan fark arz etmedi..
Rüzgârından akıntısına pek çok konuda altyapı çalışmaları yapılmış olmasına rağmen üst yapıya dair hiçbir çalışma yapılmamış. Kentin sosyal dokusuyla ilişkisine dair ne soru soran var, ne de cevap veren. Muadillerini tanımayan kentin limanı kendinden menkul bir işletme gibi görmesi kadar bir yere kadar anlaşılabilir. Lakin üstyapı ihtiyaçlarına (sosyal doku – turizm ilişkisi) hiçbir emek vermeden, “..tanıtım ve pazarlama ile biz köşeyi döneriz..” mantığı daha uzunca bir süre turizmin bu kente doğru dürüst bir katkı sunamayacağı anlamına gelir. Şöyle ki;
Reklam ve tanıtımının dünya sanatçıları, edebiyatçıları ve kültür endüstrisi (başta Hollywood) tarafından zaten yıllardır yapılan, yani bilinenin aksine, esasen doğru dürüst bir reklam ve tanıtıma ihtiyacı olmayan Assos gibi, Truva gibi, Gelibolu Yarımadası gibi dünyaca ünlü değerlerin varlığına rağmen potansiyelin devede kulak misali değerlendirilebilmesinin bir açıklaması olmalı..
Farklı kültürlerin beklentilerine dair empati yoksunluğu?
Bihaberlik?
ölgenin milli hassasiyetleri?
Kentin jeo-stratejik yapısı?
Kent oligarşisinin kentin kapalı ekonomisinden mutlu mesut hali?
Sosyal dokunun hazırlıksızlığı?
Bu günlere dek turizm sektörünün gelişmesi için gerekli adımları atmaktaki rehavet?
Kentin turizm konusundaki cehaleti?
Ya yıllardır her ay resepsiyonlarına kadar götürüp bıraktığımız ücretsiz bir kültür hizmetini müşterilerine sunmayı akıl edemeyen, fotokopiden şehir haritaları bulunduran turizmcilerin cehaleti?
Tüm bunlara ek olarak, sosyal dokuya olanca rengini veren cemaat kültürünün sektöre etkisi..
Yani; kentin turizmcilerinin bir araya gelip kollektif çözümler üretmekten, dayanışmaktan, kolektif yaşam kültüründen yoksunluğu, yüzyılların alışkanlığıyla çözümü bir üst otoritenin, devletin bu işe el atmasına bağlaması..
Bir de ancak devlet desteğiyle boy gösterilen fuarlar..
Turizmin olmazsa olmazlarına dair en basit şeyleri bile dikkate almaksızın, en basit çözümleri uygulamaya koymaya dair aymazlıktan anladığımız, Akdeniz tecrübelerinden, yurt dışı tecrübelerinden neredeyse hiç haberdar olunmadığı, bir turistin ihtiyaç duyabileceği (temiz tuvalet, kolay iletişim, anlayabileceği dilde ve doyurucu bilgilendirme, açık etiketler vs.) çok basit şeyleri karşılamaktan ziyade, devlet desteğinden ibaret taleplerin vurgulanması, bu sektörün de cemaat / kabile kültüründen kendini sıyırıp dünya değerleri ile entegre bir sektörde para kazanmaya çalışmalarının ne kadar anlamsız ve imkansız oldukları, daha ne çok yol alınması gerektiği oldu..
Bu kentin/bölgenin devlet desteği altında tarih ile, doğa ile sunulmasının turizmin tek koşulu olarak görülmesi, kültür ile ilişkisine dair hiçbir bağ kuramama, bu sektörü evrensel değerler içerisinde konumlandıramama anlamına gelir ki, sonuç hüsrandır, bu günkü rakamsal değerlerin reel gerekçeleridir..
Dünyanın dört bir tarafını görüp hasbelkader buralara yolu düşmüş insanlara doğru dürüst bir hizmet sunmayış, Truva, Assos, Gelibolu Yarımadası gibi artık evrensel sayılabilecek, kendi tanıtımını, reklamını kendisi yapan değerlerin değerlendirilememesi, bölgenin ekonomisine yapabileceği ekonomik/kültürel katkıların salt cehaletten bunca yıldır çöpe atıldığı yetmezmiş gibi halen reklam ve tanıtım projelerinden medet ummalar, kısır altyapı tartışmaları.
En trajik yanı da bizden başka herkesin bu değerlere dair birer makale yazabilecek düzeyde bilmeleri, buna rağmen halen reklam tanıtım hayalleri..
Kılıçla salatalık doğranmıyor..
Yine de hakkını teslim etmek lazım. Her ne kadar sosyal dokuya dair pek bir şey konuşulmasa da ilk kez bir bir uzmanın (akademisyenin) danışmanlığında bir plan hazırlanmış..
Dünyanın her yanında turist eğlence, dinlence, gezi ihtiyaçlarını güven ve asgari konfor içerisinde edinmek ister. Ve turizmci, bu çıtayı turistin kültürüne, değerlerine göre belirler, yerel değerlere göre değil. Yani müşteri memnuniyetini de gelecek yılların potansiyelini de sokaktaki tuvaletlerin temizliğiyle ölçebi lir, yatırım planlayabilirsiniz. Hem uygarlık düzeyimizi belirler, hem de adına ayinler, törenler, mevlitler okunan değerlere duyulan saygıyı..
Bazen de üstyapı altyapıyı belirler..
Kent-Kültür
|